TTK M. 355/2 Uyarınca Belirlenen Üç Aylık Sürenin Hukuki Niteliği

1. Konu ve Yöntem

Anonim şirketin tescilinden önce, şirket adına işlem yapanlar bu işlemlerden şahsen ve müteselsilen sorumludur. Ancak işlemin şirket adına yapıldığı açıkça belirtilmiş ve işlem tescilden itibaren üç aylık süre içerisinde şirketçe kabul edildiyse yalnızca şirket sorumludur (TTK m. 355/2). Huzurdaki çalışmada, mezkur maddede zikredilen üç aylık sürenin hukuki niteliği belirlenmeye çalışılmıştır. Öncelikle çalışma konusunu ilgilendiren hukuki süre türlerine, zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin ayrımına, üç aylık sürenin ilgilendirdiği hakkın niteliğine ve doğurduğu hükümlere ilişkin tespitler yapılmış ardından bilgiler ışığında yapılan çıkarımlarla sonuca gidilmeye çalışılmıştır.

2. Tespitler
A. Çalışma Konusunu İlgilendiren Süre Türleri

Hukukumuzda mevcut birçok süre türünden bahsedilebilecek olsa da bu çalışmada zamanaşımı ve hak düşürücü süre üzerinden yorum yapılmıştır. Zira bu süreler; bir hakkın doğması, değişmesi, ortadan kalkması ya da varlığını sürdürmesine rağmen karşı tarafça ileri sürülebilecek bir def’i ile talep edilebilirliğinin kaybolması hükümlerini doğurabilmektedir. Çalışmada değinilmeyen düzenleyici nitelikteki süreler1 veya süreye bağlı haklar2 yukarıda açıklanan hükümleri doğurmamakta, TTK m. 355/2’de geçen üç aylık sürenin sebebiyet verdiği neticelerden aykırı kalmaktadır.

B. Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürenin Ayrımı

Zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin ayrımında ilk değinilmesi gereken nokta bu sürelerin

hak üzerindeki etkisidir. Zamanaşımı hakkı ortadan kaldırmazken, karşı tarafın savunmasıyla hakkı talep edilemez hale getirmekte iken hak düşürücü süre hakkı ortadan kaldırmaktadır .

Hak üzerindeki etkileri birbirinden tamamen farklı olan bu iki müessesenin, konu edindiği hak türleri de birbirinden farklıdır. Alacak hakkının talebine ilişkin süreler zamanaşımı, yenilik doğuran hakların talebine dair süreler ise hak düşürücü süre olarak nitelendirilmelidir .

Çalışmada da verilen bilgiler ışığında TTK m. 355/2’de verilen hakkın niteliği ve üç aylık sürenin doğurduğu hükümler tespit edilerek neticeye varılmıştır.

C. İncelenen 3 Aylık Sürenin İlgilendirdiği Hak Türü ve Doğurduğu Hükümler

Kaide olarak henüz doğmamış bir şahıs adına mümessillik mümkün değil ise de tescilden önce

anonim şirket adına yapılan muamele, şirketçe üç aylık süre içerisinde kabul edilirse yalnız anonim şirket bu işlemden diğer tarafın muvafakati aranmaksızın sorumlu olur . Görülmektedirki aslında TTK m. 355/2 ile anonim şirkete tanınan hak, temsil edilmesi henüz mümkün değilken kendisi adına yapılan bir işlemi istisnai olarak ve diğer tarafın muvafakati de aranmadan üstlenebilme hakkıdır. Bu hakkın bir alacak hakkı olduğu düşünülür ise üç aylık süre zamanaşımı olarak, yeni bir hukuki işlem tesisi sağlayan bir hak olduğu kabul edilirse üç aylık sürenin hak düşürücü süre olduğu söylenecektir. Alacak hakkı hukuki işlemin kurulmasının ardından meydana gelir. Huzurdaki meselede alacak hakkı değil alacak hakkını meydana getirecek hukuki işlemin şirket yönünden doğmasından bahsedilmektedir. Şirket yönünden var olmayan bir hukuki ilişki, üç aylık sürede vaki olacak bir kabul ile var olacaktır. Bu sebeple şirkete tanınan, henüz temsil kabiliyeti olmadığı sırada kendisi adına yapılan işlemi üstlenme hakkı, yenilik doğurucu hak niteliğindedir. Hakkın kullanılmaması halinde yine TTK m. 355/2 uyarınca, işlemin başında olduğu gibi şirket adına işlem yapanların şahsi ve müteselsil sorumluluğu devam edecektir.

D. Üç Aylık Sürenin Ardından İşlemin Üstlenilmesi

Doktrinde benimsenen bir görüş, şirket adına yapılan işlemin karşı tarafının onayı alınmak

suretiyle, üç aylık sürenin geçmesinin ardından da şirketin işlemi üstlenebileceğinden bahisle bu üç aylık sürenin hak düşürücü süre olmadığını söylemektedir . Görüşün kabulü mümkün değildir zira söz konusu hak işlemin karşı tarafının onayı aranmadan tek taraflı irade beyanıyla işlemin nimet ve külfetleriyle beraber üstlenilebilmesidir. Karşı tarafın onayının aranarak işlemin üstlenilmesiyle, karşı tarafın onayının aranmadan işlemin üstlenilmesi farklı haklardır. TTK m. 355/2 yukarıda açıklandığı, üzere şirketin temsilinin kural olarak mümkün olmadığı bir dönemde yapılan işlemin istisnai olarak karşı tarafın onayı aranmadan üstlenilebilmesine ilişkindir. Tabii ki TTK m. 355/2, şirketin TBK hükümlerinden doğan haklarını kullanmasına engel değildir. Yine de haklar arasındaki fark gözetilmeli ve üç aylık süre değerlendirilirken yalnızca TTK m. 355/2 ile düzenlenen hak göz önüne alınmalıdır.

3. Sonuç

Yenilik doğuran haklara ilişkin süreler, hak düşürücü sürelerden olduğundan TTK m. 355/2’de zikredilen üç aylık sürenin hak düşürücü süre niteliğinde olduğunu söylemek icap etmektedir.

Zamanaşımına uğramış bir borçlar, eksik borç olarak nitelendirilir ve bu borçlar ifa edilir ise sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenilemez. TTK m. 355/2 uyarınca belirlenen üç aylık süre içerisinde, kendisi adına yapılan işlemi kabul etmeyen şirket hukuki işlemin tarafı olmayacaktır. Şirket hukuki işlemin tarafı olmayacağından kendisini bağlamayan bu işleme göre ifada bulunur ise yasal süresi içerisinde sebepsiz zenginleşme hükümlerinden faydalanabilir. Bu münasebetle de üç aylık sürenin zamanaşımı olmadığı görülmektedir.

Hak düşürücü süreler re’sen gözetilmesi gereken sürelerdendir. Çalışma konusu üç aylık sürede Yargıtay uygulamasına göre re’sen gözetilmektedir . Üç aylık sürenin, re’sen gözetildiği nazara alındığında hak düşürücü süre olduğunun kabulü gerekmektedir.

Av.Muhammed Said Karaaslan-İstanbul Barosu