Huzurdaki çalışma, TTK döneminde limited ortaklık müdür seçiminde m. 623’ün getirdiği yeni durumu ve m. 623/1-son’un aradığı şartın nasıl sağlanabileceği ile bu şarta aykırılığın hukuki neticesini değerlendirmektedir. TTK ile özden ortaklık ilkesi terk edilerek yeni bir müdür seçim süreci öngörüldüğünden öncelikle özden organ ilkesinin terk edilmesine değinilmiştir. Ardından müdür seçim sürecinde TTK m.623/1-son hükmünün aradığı, “pay sahiplerinden en azından birinin yönetim ve temsil yetkisine sahip olması” şartının nasıl sağlanabileceği izah edilmiş ve son olarak bu şarta aykırılığın hukuki niteliği belirlenmeye çalışılmıştır.

KONU

  1. I. Özden Organ İlkesinin Terkedilmesi

Özden organ ilkesi mülga TK’da mevcut, limited şirketin kuruluşu sırasında bulunan ortakların her birinin şirketi yönetime ve temsile yetkili olmasını ifade eden ilkedir. Gerekçe, doktrinde limited ortaklığın küçük bir anonim ortaklık olarak görülüyor olması ve profosyonel yönetim ihtiyacını karşılayacak bir hukuki düzen hedefinden bahsederek özden organ ilkesinin terk edildiği söylemektedir. Gerekçede bahsedilen tutuma rağmen TTK, limited ortaklık pay sahiplerinden en azından birinin müdür sıfatına sahip olmasını ya da yönetim ve temsil yetkisine haiz olmasını zorunlu tutmuştur. TTK’nın bu hükmü gerekçede söylenenin aksine limited ortaklığı, anonim ortaklıktan uzaklaştırarak kollektif ortaklığa yakınlaştırmaktadır. Bu durumun limited ortaklığın, küçük bir anonim ortaklık olduğu görüşü penceresinden savunmak mümkün değildir. Zira düzenleme, limited ortaklığı yönetim ve temsil açısından küçük bir anonim ortaklık gibi konumlandırmamakta doğrudan anonim ortaklıktan uzaklaştırmaktadır. Hükmün doğurmayı hedeflediği sonuç ancak, yönetim ve temsil nimetini ve bu nimetten doğan sorumluluk külfetini biraz olsun pay sahiplerinin üstlenmesini sağlamak olabilir. Bu düzenleme ile kanun koyucu aynı amme alacakları yönünden, anonim ve limited ortaklık yönetici ve müdürleri arasında fark gözettiği gibi limited ortaklığı yalnızca sermaye ile sorumlu halde tutmak istememiş ve sorumluluk alanını genişletmiştir. Yine de kanun koyucunun maksadı hasıl olsun veya olmasın bu tutumun Türk hukuk pratiğine katkı sağlaması mümkün gözükmemektedir. Bu hüküm haricinde hali hazırda limited ortaklık küçük bir anonim ortaklık olmaya daha yakın ve sermaye ortaklıklarına daha benzer haldedir.

  1. TTK m. 623/1-Son Şartının Nasıl Sağlanabileceği
  2. Yönetim Yetkisi Yönünden

TTK m. 623/1 düzenlemesi uyarınca, limited ortaklıklarda müdürler kurulu tek müdürden oluşabileceği gibi birden çok müdürden de oluşabilir. Mezkur maddeye müdür veya müdürler üçüncü kişilerden seçilebilir ancak limited ortaklık pay sahiplerinden en azından birinin şirketi yönetim ve temsil hakkı bulunmalıdır. TTK m. 367/1 ise düzenlenecek bir iç yönerge ile şirketin yönetiminin, bir takım yönetim kurulu üyelerine veya üçüncü kişilere verilebileceği hükmünü getirmektedir. Zikredilen kanun maddesi anonim ortaklıklara ilişkin olsa da TTK m. 629/1 bu hükmün limited ortaklıklara da uygulanacağını ifade etmektedir. Böylece görülmektedir ki limited ortaklığın yönetim yetkisini elde etmek için müdür olunması şart değildir. Dolayısıyla bir pay sahibi veya üçüncü kişi müdür olmadan limited ortaklığın yönetim yetkisine haiz olabilmektedir.

  1. Temsil Yetkisi Yönünden

Limited ortaklıklarda temsil yetkisinin devri de yönetim yetkisinin devri gibi mümkündür. TTK m. 370/2 uyarınca temsil yetkisi, yönetim kurulu üyelerine de üçüncü kişilere de bırakılabilir ancak en azından bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisine sahip olmalıdır. Söz konusu hüküm, anonim ortaklıklara ilişkin olmakla beraber m. 629 uyarınca limited ortaklıklara da uygulanacaktır. TTK m. 587/1-h, tescil edilmesi kaydıyla müdür olmayan kişilerin de limited ortaklığı temsil yetkisine sahip olabileceğini söylemektedir.

Kanunun açık hükümlerinden yola çıkıldığında sonuç olarak; limited ortaklıkta, temsil yetkisinin de yönetim yetkisinin de müdür sıfatından bağımsız şekilde devri mümkündür, pay sahiplerinden birine müdür sıfatından bağımsız şekilde yönetim ve temsil yetkisinin verilebilir, böylece pay sahiplerinden birinin müdür sıfatını taşımasının hukuken zorunlu olduğundan bahsedilemez.

III. TTK m. 623/1-Son Şartına Aykırılığın Hukuki Niteliği

Yukarıda da izah edildiği gibi m.623/1-son uyarınca pay sahiplerinden en azından birinin yönetim ve temsil yetkisinin bulunması şarttır. Akıllara bu şarta aykırılığın yaptırımının ne olacağı sorusu gelmektedir. Mezkur şarta aykırılığın butlan sonucunu doğuracağı düşünülebileceği gibi iptal edilebilirlik sonucunu doğuracağı da düşünülebilir.

İptal edilebilirlik kanunun koruduğu zümreye sessiz kalarak işlemi ayakta tutma şansı vermekle beraber, işlemin iptalini talep etme hakkını seçeneğini de sunmaktadır. Ortada geçersizliği iddia edilene kadar hukuken ayakta bir işlemden bahsedilecektir. Butlan halinde ise işlem baştan itibaren hukuken geçersizdir ve bu geçersizlik re’sen gözetilecektir.

Bir taraftan kanunun emredici hükümlerine aykırılığın karşılığı butlandır denilerek bahsedilen şarta aykırılığın butlan sonucunu doğurduğu söylenilebilir. Tartışma konusu kuralın emredici olup olmadığı hususu incelenecek olursa, kanun koyucunun doğrudan “şarttır” ifadesini kullanması da aksinin kararlaştırılabilir dememesi de kuralın emredici hüküm olduğuna delalettir. Emredici hükümlere aykırılığın yaptırımının butlan olduğu ise hukuk kaidesidir. Diğer taraftan söz konusu şarta aykırılık sonradan düzeltilebilir niteliktedir. Pay sahiplerinden birinin müdür olarak görevlendirilmesi veya yönetim ve temsil yetkisine sahip kılınması halinde hukuka aykırılığın ortadan kalkabileceği söylenebilir.

Yargıtay’ın tutumu bahsedilen hukuka aykırılığın iptal edilebilirlik olduğudur.  Zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 24.09.2018 Tarihli 2016/14439 Esas, 2018/5623 Karar Sayılı İlamında, “30.05.2016 tarihli genel kurul toplantısında şirket ortağı….müdür olarak atanmış ise de bu kararın henüz ilan ve tescil edilmemiş olması, dava ve karar tarihinde  şirket içinden atanmış müdür olmadığı ve dava konusu olağanüstü genel kurulundaki müdür atamasının açıkça hukuka aykırı olması gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile oy kullanma hakkının kısıtlandığına ilişkin itirazları nedeniyle olağanüstü genel kurul kararlarının iptali taleplerinin reddine, …/…/2015 tarihli olağanüstü genel kurulda müdür atamasına dair kararın iptaline” kararı verilmiştir. Ardından Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 30.06.2020 Tarihli 2019/26 Esas, 2020/3315 Karar Sayılı İlamı ile yukarıda verilen dosya nezdindeki karar düzeltme talebini reddetmiş ve dosyayı yukarıdaki şekilde kesinleşmiştir. Görülüyor ki Yargıtay dava tarihine kadar şirket içinden müdür atanmış olup olmadığına dikkat ederek genel kurul kararını iptal etmiş böylece m. 623/1-son ile aranan şarta aykırılığın hukuki sonucunun iptal edilebilirlik olduğu tutumunu ortaya koymuştur.

Gerçekten de zikredilen hukuka aykırılık sonradan şirket içinden yapılacak bir atama ile ortadan kaldırılabilir. Ek olarak hüküm üçüncü kişileri değil pay sahiplerini koruyucu niteliktedir. Zira üçüncü kişilerin tescile güvenerek şirket ile yaptığı işlemler bu hükme gerek duymadan geçerlidir. Mezkur hüküm pay sahiplerinin limited ortaklıktaki kontrolünü artıran niteliktedir. Bu sebeple Yargıtay’ın hükme aykırılığın yaptırımı olarak iptal edilebilirliği seçip iptal opsiyonunu pay sahiplerine bırakması hükmün getiriliş maksadı ile paraleldir. Diğer yandan kanun koyucu,  şartın sağlanabilmesi için pay sahiplerinden en az birinin yönetim ve temsil yetkisine sahip olmasını aramış olup pay sahiplerinden birinin müdür olmasını zorunlu tutmamaktadır. Yukarıda detaylıca açıklandığı gibi yönetim ve temsil yetkisine haiz olunması için müdürlük sıfatı zorunlu değildir. Kanun koyucunun bu tutumunun yanında esas sözleşmede yalnızca müdürlerin belirtilmesini zorunlu tutmuş, yönetim ve temsil yetkisine sahip kişilerin esas sözleşmede belirtilmesini zorunlu tutmamış böylece iç yönerge ile sonradan yönetim ve temsil yetkisinin verilmesine kapı aralamıştır. Bu açıklamalardan yola çıkıldığından m. 623/1-son ile getirilen şarta aykırılığın yaptırımının butlan olması halinde, şirketin pay sahiplerinden birinin müdür olmaması durumunda yönetim ve temsil yetkisine sahip pay sahibinin kim olduğunun da esas sözleşmede belirtilmesi zorunlu hale gelmektedir ki bu durum m. 576’ya aykırıdır. Tüm bu izahat ışığında m. 623/1-son şartına aykırılığın yaptırımının iptal edilebilirlik olduğunun kabulü gerekmektedir.

SONUÇ

  1. Özden organ ilkesinin terki, kanunun limited ortaklığı küçük bir anonim ortaklığa benzetme ve profosyonel yönetim anlayışına cevap verme maksatlarına paralel olmakla beraber mevcut m. 623/1-son şartı bu maksadın tersi yönde bir düzenlemedir. Düzenleme limited ortaklık pay sahiplerinin, yönetim ve temsil kontrolünü artırma yolunda atılmış bir adım olsa da pratik hukukta hangi olumlu sonucu doğuracağı sorusuna bir cevap bulunamaktadır. Bu yönden hükmün son cümlesinin gerekliliğinden bahsedilmesi güçtür.
  2. TTK m. 623/1-son şartının sağlanması için pay sahiplerinin müdürlük sıfatını taşıması elzem değildir. Yetki ve temsil erklerinin devri müdürlük sıfatından ari olarak da mümkündür. Her iki ihtimalde de kanunun aradığı şart sağlanmış olmaktadır.

III. TTK m. 623/1-son şartına aykırılığın sonucu; hükmün koruma maksadı güttüğü zümre, doğabilecek hukuka aykırılığın yapılacak bir atama veya görev devri ile ortadan kaldırılabileceği, kanunun şirket sözleşmesinin zorunlu unsurları arasında yönetim ve temsil yetkisine sahip kişilerin belirtilmesini zorunlu tutmamasına rağmen yönetim ve temsil yetkisinin devri ile m. 623/1-son şartının sağlandığını öngörüyor olması göz önüne alındığında m. 623/1-son şartına aykırılığın yaptırımının butlan olmadığı iptal edilebilirlik olduğunun kabulü gerekmektedir.

Av.Muhammed Said Karaaslan-İstanbul Barosu